KÖŞELERDEN

Posted: November 7, 2010 in SEVDİKLERİM

Hayalbaz düşünceler

CÜNEYT ÖZDEMİR

07/11/2010

Hacat Dağı’na çıkıyoruz. Bizardan zirveye ulaşacağız. Daha önce hayal bile etmemiştim.

Tıngır mıngır bir yoldan Hacat Dağı’na çıkıyoruz. Pek hazzetmediğim bir spora gönüllü geldim. Solumuzdaki uçuruma bakıp “Burada benim ne işim var?” diye söylenirken, arabada off road sporuna gönül verenlere durumu çaktırmıyorum. Birazdan zirveye ulaşacağız. İlk kez bir dağın zirvesine çıkacağım. Daha önce hayal bile etmemişim, ne kadar garip!

Haydi bana bir hayalinizi söyleyin. İyi bir iş, çocuklarınızın sağlıklı büyümesi, çok para kazanmayı kastetmiyorum. Şöyle imkânsızından, duyanı heyecanlandıracak, gözünüzü kapattığınızda sizi havalandıracak bir hayalden bahsediyorum. Yok mu?

Ne yazık ki çoğumuzun şöyle uçuk bir hayali yok. Sadun Boro, 1963 yılında Kısmetim adındaki küçücük teknesiyle dünya turuna çıkarken yanına bir ülkenin hayallerini de almıştı. O yıllarda bırakın bir dünya turunu hayal etmek, kimse Avrupa’ya bile doğru dürüst gidemiyordu. Dünya seyahati Hürriyet gazetesinde tefrika edilmeye başlandığında, Türkiye’de çok büyük olay olmuş, gazetenin satışı o yıllarda bile bir milyonu bulmuştu.

Aylık denizcilik dergilerinde, dünyayı dolaşan, bir elin parmağını geçmeyen gezginlerimizin hikâyelerini okumak gibi tuhaf bir merakım var. Dünyayı kas gücüyle yani kürek çekerek dolaşan bir ‘çılgın Türk’ olduğunu kaçınız biliyor? Arınızda Kayıtsız 2 adlı bir teknede tek başına ve hemen hiçbir elektronik alet kullanmadan dünyayı dolaşıp gelen bir gezginimiz olduğunu duyanınız var mı? Geçelim denizleri, dağcılık denilince aklınıza Nasuh Mahruki’den başka bir isim gelmemesi hazin değil mi?

Lafa gelince 75 milyonluk bir ülkeyiz ama hayallere gelince koskoca bir çöle benziyoruz. Geçen günlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çılgın hayalleri olduğunu duyunca, züğürt tesellisi olarak çok sevindim. Nihayet hayalleri olan bir başbakana sahibiz! Turgut Özal’ı seveniniz kadar sevmeyeniniz de vardır ama adamın hakkını teslim edelim, hayalbaz bir başbakandı.

Peki neden vasat hayallerle idare ediyoruz?

Çünkü hiçbirimizin güvenli yollardan, bize dikte ettirilen hayatlardan ötesini düşünmeye takatimiz yok. Herkes kendi kabuğunda biraz daha iyi olmayı hayal ediyor, o kadar.

Şimdi kapatın gözlerinizi ve imkânsız bir şey hayal edin. Uçabildiğinizi, ‘bir şehri tam kalbinden vurup’ gidebildiğinizi, bir okyanusun ortasında olduğunuzu…

Bilet almadan, piyangoda büyük ikramiye çıkmasını boşuna beklemeyin. Hayallerin gerçekleşebileceğine inanarak işe başlayabilirsiniz.

Bakın yazarınız bu satırları hayal bile demeyeceği bir yerden, dağın başından yazıyor.

Of ki ne of!

Competus keşif konvoyu ilk kez 2003 yılında yapılmış. Herkes katılabilir ama bir şartları var. Önce bir macera hikâyenizi yazmanız gerekiyor. Dünyayı küçük uçağı ile gezenden bir orfoz balığının peşine düşen maceraperest belediye başkanına kadar macera dolu hikâyeler yazılmış. Turlar aslında 4-5 gün sürüyor. Tur derken bir süre sonra off road yani yoldan çıkıyorsunuz. Bu yıl 1000 kişi başvurmuş. Her yıl 80-100 kişi bu turlara katılıyor. Sadece erkekler katılıyor diye düşünmeyin. Son turun en iyi araç kullananları iki kız kardeşmiş. Türk usulü bir safari diyebiliriz. Ilgaz Dağları’na yapılan bu turda ormanları gözleyen yangın kulesinin restorasyonu yapılmış. Küçük bir dipnot eklemekte fayda var. Bir grup gazeteci ile beraber Competus’un davetlisi olarak buradayız (evet hanut gezi de diyebiliriz).

Şirin Kastamonu şivesi

Kastamonu’ya geldiğimizden bu yana hepimiz aynı espriyi yapıp duruyoruz. Size Kastamonu’nun ne kadar matrak bir şivesi olduğunu anlatabilmek için elden ele dolaşan bir üniversite sorusunun Kastamonuca nasıl olabileceğini bir örnekle göstereyim.

Soru: Şerif gızınan gardaşı İprem böyük bi ilyene (leğen) su doldurup oynayacakladu. 1. musluk ilyeni üc dakkada 2. musluk 5 dakkada dolduru. Bunna oynayoz deye musluğun birini açıp birini kapdularısa ilyen gaç dakkada dolar

Cevap

a) acuk sona dolar

b) on-on beş dakkayı bulu

c) ilyen daşar

d) ilyen delik hiç dolmaz

e) anaları ‘suyulan oynaman canını yimeyesile’ deye ikisini de döğer. İlyeni de devürü.

Tiridine tiridine bandım

Kastamonu bir âlem… Meşhur tiridine bandım şarkısını biliyorsunuz. Peki, tirid yemeği nedir, nasıl yapılır biliyor musunuz? Durun size tarifini vereyim.

‘Yemeği soğutma’

Pekmez suyuna bandırılmış susamsız simidi bir tabağa koyuyorsunuz. Ardından kaynamış ilikli kemik suyunu üzerine döküyorsunuz. Simit suyu çekince süzüyorsunuz, ardından (Taşköprü’nün) sarmısaklı yoğurdundan döküyorsunuz. Üzerine kavrulmuş kıyma konuluyor. Kızdırılmış tereyağını da gezdirdiniz mi artık tiridine tiridine banarak yiyebilirsiniz. Bana tarifi veren ustaya, “Şarkı ne alaka peki” diye sordum? “Onun yemekle alakası yok ‘tiridine tiridine bandım, bedava sandım para verip aldım’ derken ağaya bir gönderme yapılıyor’ dedi. “Takma kafana, yemeği soğutmadan ye sen” dedi.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s